dinleyip de gözleri dolmayan insan evladı varsa yaşamasın bir an evvel duygularını ölçtürsün şarkısı. kazım koyuncuyu özlemekle birleşince bir de...hele bir de istanbul u özlüyorsanız ufaktan...şarap da açarsanız yanına...
(#140604, 22/08/2007 02:32)
kaızn koyunc nun öleceğini hissetmiş de yazmış gibi duran şarkısı. kazım koyuncu dinleyip de hala onu özleyenlerin dinelemesi gerekir.yoksa dayanabilmek mümkün değil.
(#140603, 22/08/2007 02:28)
biz büyüdük ve kirlendi dünya diyen enfes şarkı. biz büyüdük ve kirlettik dünyayı dese daha mı doğru olurdu ne?
neyse...zaten her sey binip gitmiş uçurtmalara....
(#140602, 22/08/2007 02:26)
garip bir hikayeye fon müziği oluşturan şarkıdır. küçük bir kadın, hayatta benim gibi düşünen, benim gibi bakan kimse yok diye düşündüğü sırada adamı tanır. esasoğlan yılların olgunluğuyla kadından daha mantıklı daha oturaklı ve birikimlidir. kadınla önce dost olurlar; siyasetten, aşka, dostluktan paraya, cinsellikten inanç sistemine her seyi tartışırlar. zaman zaman birbirlerine kızarlar, alevlenirler. zamanla ikisi bir konuda hemfikir olur; bu iki insan hayatı ''baska'' yasamaya sevdalı. ve ne gariptir ''baska''dan anladıkları sey aynıdır. dostlukları aşka dönüşür gider... ya da aşıktırlar da dostluğun üstüne atıp meşrulaştırmışlardır bunca zaman kimbilir. ilk kadın itiraf eder, adamın tepkisi beklediği gibidir ''çocuksun sen, sesindeki tipiye tutulduğum''
çocuk değildir oysa o, kadındır, asıktır. kadının tek derdi aralarında kıvrılıp yatan ve adamı istediği anda yanında olduramayan 3000 kilometrelik uzaklıktır.olsundur. aşktır bu, uzaklık mı tanır hiç. görüşecekleri gün ne zaman yaklaşsa kadın heyecandan ölür, kırılganlasır. bekleyemez olur.
son görüşmelerinde ise işler biraz değişiktir;saatlerce yapılan uçuş + otobüs + taksi yolculuğundan sonra havaalanında sevdiği adamı bekleyen kadın aynıdır aslında. her zamanki gibi heyecanlı, üstünü basını, saçını makyajını kontrol eder durur. nihayet kapıda adam görünür. hiçbir yüzün güzel olmadığı yüzün sahibi...
yüzünde bir tebessüm öylece duru, ağır çekim sarılır kadına, yavaşca sorar ''dövme yaptıralım mı beraber''
ne ki bu demeyin, zamanında kadın evlenince yüzük takmak istemediğini, parmagına dövme yaptırmak istediğini söylemiştir adama. sürekli çok konusan kadın susar kalır. inanamaz. nasıl yanidir, artık hiç özlemeyecek midir adamı? her sabah onunla mı uyanacaktır? insan baska ne ister ki hayattan...
ama..
aması vardır işte, kızın okulu, adamın işleri, ikisinin de ailesi ve yurt dışında oturma izni alabilmek için gereken ıvır zıvır...yani kısaca dünya işleri askı eskitmeye çalışır. direnirler. belki onlarınki diğerlerinin dediği gibi deliliktir, özellikle de kadın için. okulu, aileyi, evi, ülkeyi, konustuğu dili bırakıp bir adamın peşinden gitmek. ama olsundur. hani demiş ya birileri, bir insanı sevmekle baslıyor her sey...hallolur..ne olacak...
simdi bu kadınla adam ailelerine bile haber vermeden, bir yol üstü mağazasındaki tezgahtar iki kızın şahitliğinde, diz yapmış pantolon ve çiçekli elbiseyle evlendiler. mütevzi bir pansiyon da geçici evleri oldu bir süre. kadın adamı yeni gelinken uğurladı yine yeldegirmenleriyle savasmaya kanallar ülkesine..
ama biliyor tüm bunlar, yasanan sıkıntı, özlem ve hayatın yapıştırdıkları yalnızca reklam arası. film baslayınca baska oluyor. ortalık kararınca kirler görünmüyor ve gerçekten hayat bir insanı sevmekle baslıyor. asıkmış gibi yapmalar ya da kişisel çıkarlarla kirletmeden, yalnızca ''o'' olduğu için sevmek..
ve bu iki insan kimbilir hangi tarihte yapacakları düğünü için açılış şarkısı olrak bunu istiyorlar. fon müziği olmuş çünkü yasadıklarına.
bulutların üstünden bıraktım ben kendimi
sonunu düşünmeden duygular sarınca beni
gizlice tuttum elini, yüzüne baktım usulca
gözlerin fısıldadı ah mutluluğu yavaşça
aşk nasıl da kırılgan sus dedim ama olmadı...!
olmasın zaten..
(#140600, 22/08/2007 02:23)
kızılırmak grubunun ilkay akkaya tarafından söylenen harika şarkısı. tam anlamıyla bir vedadır, çocuk gülüşlerinde kalan kavgamızı anlatır. ve vasiyetimdir bu şarkı çalsın ben giderken ardımdan, belki o zaman anlaşılır çocuk gülüşlerimizdeki kavgamız ve sevdamız.
gökyüzüne çizilmiş resimlere benzerdik
rüzgarın peşine takılan bir nefes gibiydik
kırdı dallarımızı fırtınalar boranlar
kaldı bahar çiçekleri üzerinde sevgimiz
gözlerimiz sevgiyi yüreğimiz sevdayı
ellerimiz emeği anlatırdı usanmadan
kırdı dallarımızı fırtınalar boranlar
kaldı bahar çiçekleri üzerinde sevdamız
uzak dağ başlarında yanan ateşlerdeydik
kentin sokaklarında dalga dalga özgürlük
direndik teslim olmadık binlerce kardelendik
kaldı çocuk gülüşleri ışığında kavgamız
(#140500, 21/08/2007 21:10)
bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan ortalık karardı
ancak bu kadar güzel ve yalın özetlenebilecek fidanlardır. evet gittiler akşam olmadan ortalık karardı. şimdi biz gidenlerin ardından mahur beste ler dinleyip müjganla ağlaşıyoruz.
(#140496, 21/08/2007 21:07)
davasına kemalist olarak baslayan, kavgasında hep ön sırada yürüyen dava adamı.
"ve ben 24 yaşındayken kendimi türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum" diyerek gitmiştir.
selam olsun...
(#140495, 21/08/2007 21:06)
bu günlerde herkesin içine dahil olduğunu söylediği ama çok azının gerçekten hakkıyla okuyp savunduğu, maalesef anlasılmayan bu yüzden de hiçbir yerde basarılı olamadı söylemleriyle karalanmaya çalışılan yönetim biçimi.
(#140494, 21/08/2007 21:03)
yeni bir yazar. zincirini kaybedip arayanlardan, gidecek yeri olmayıp dünyalı geçinenlerden.bir garip gece nemi.
(#140492, 21/08/2007 20:59)
bir nazım hikmet ran şiiridir. özelllikle yolu yok donkişotum diye başlayan mısraları asık olunacak bir donkişot aratacak kadar güzeldir.tüm yeldegirmenleriyle dövüşen şovalyelere gelsin.
ölümsüz gençliğin şövalyesi,
ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına,
bir temmuz sabahı fethine çıktı
güzelin, doğrunun ve haklının :
önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun, fakat kahraman rosinant'ı.
bilirim,
hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, don kişot'um benim, yolu yok,
yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.
haklısın, elbette senin dülsinya'ndır en güzel kadını yeryüzünün,
sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu,
alaşağı edecekler seni
bir temiz pataklayacaklar.
fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin
ağır, demir kabuğunun içinde
ve dülsinya bir kat daha güzelleşecek...
(#140491, 21/08/2007 20:57)