Yanilmiyorsam 2000 senesinden beri gerceklesen, felsefeseverler icin pek muhtesem bir organizasyon. Bu yil 28 Haziran - 1 Temmuz tarihleri arasinda gerceklesecektir. Bu yilin konusu da Aristoteles'te politikadir. Tum toplantilarin dili Ingilizce'dir. Katilim icin son basvuru tarihi 26 Haziran'dir. Bu yilin programi ise soyle:
28 Haziran Pazartesi
19:00 Athena Tapınağı: Tanışma, mavi deniz, şarap, güneşin batışı
21:30 Limanda Akşam Yemeği (Nazlıhan Otel Restaurant)
29 Haziran Salı
13:30 Dorothea Frede (University of California / Berkeley): The Political Character of Aristotles Ethics
15:00 Michael Pakaluk (The Institute for the Psychological Sciences): The Political Anthropology
16:30 Walter Cavini (University of Bologna): Aristotle on Practical Knowledge & Political Science
18:00 Pierre Destree (University of Louvain): Political Education
20:30 Kadırgada Akşam Yemeği (Yıldızsaray Otel Restaurant)
23:00 Antik Tiyatroda Klasik Müzik (Anne Monika Sommer-Bloch) ve Homeros Okuması (Stephen Evans)
30 Haziran Çarşamba
13:30 Andres Rosler (University of Buenos Aires): Political Virtues
15:00 Marguerite Deslauriers (University of McGill): Politics II: Unity and Inequality
16:30 Marco Zingano (University of Sao Paulo): Natural, Ethical and Political Justice 18:00 Christoph Horn (University of Bonn): Law, Authority & Governance in Aristotle Politics
20:00 Antik Tiyatroda Antik Yunan Tragedya ve Komedya Oyunu (Sophocles: �ntigone�/ Aristophanes: Eşek Arıları İstanbul Kültür Üniversitesi; Yönetmen: Kubilay Karslıoğlu)
21:30 Limanda Akşam Yemeği (Grand Assos Otel Restaurant)
1 Temmuz Perşembe
13:30 Antony Hatzistavrou (University of Hull): Political Change and Revolution
15:00 Karen Nielsen (University of Western Ontario): On Economy and Private Property
16:30 Truva Ziyareti
21:30 Veda Yemeği (Terrace Otel Restaurant)
(#275682, 08/06/2010 00:08)
ay dede, ay dede
senin evin nerede?
seklinde giden bir sarkidir ayrica. Lakin annem ben cocukken bunu bana 'ay dede ay dede agzin burnun nerede?' diye ogretmisti. hey gidi gunler...
not: efenim bulundugum pc'de klavye ingilizce oldugundan turkce karakter kullanamiyorum; ancak en yakin zamanda duzeltecegim.
(#275678, 07/06/2010 23:49)
Uzun zamandır dinleyemediğim ve program yapmadığım radyo. Geri dönmeli...
(#270768, 03/04/2010 22:51)
(bkz: insanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma)
(#270729, 03/04/2010 19:24)
İnsanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma, orijinal adıyla 'an enquiry concerning human understanding', David Hume'un insanın anlama yetisinin sınırlarını sorgulayan eseridir. Bu kitapta Hume, Locke ve Descartes'tan gelen terminolojiyi yeniden oluşturmayı tercih etmiştir. Hemen kitabın içeriğine giriyorum.
Kitap, aklın algılarının ayrımı ile başlıyor. Hume'a göre iki tip algı bulunmakta: izlenimler ve düşünceler. İzlenimler, bizim ilk elden aldığımız algılardır. Görmek, duymak gibi beş duyu ile gelen algılar bu kategoriye girer. Aynı zamanda bu kategoride duygularımız da bulunmaktadır. Mutluluk, hüzün, heyecan gibi duygularımız buna örnek verilebilir. Düşünceler ise aklımızın ikinci elden aldığı algılardır. Hayal kurmak, hatırlamak bu kategoriye girmektedir. İzlenimler her zaman düşüncelerden daha canlı ve kuvvetlidir. Örnek olarak, aşık olduğumuzda (izlenim) hissimiz çok kuvvetlidir ve canlıdır. Ancak aşık olmadığımız bir anda aşkı düşünmek (düşünce) aşık olmaya göre çok daha zayıf kalmaktadır. Hume'a göre düşünceler izlenimlerin kopyalarıdır. Burada Platon ile ters düşmektedir.
Bir şeyin izlenimine sahip olmadan düşüncesine de sahip olamayız. Örneğin, doğuştan kör bir insanın renkler hakkında bir düşüncesi olamaz. Aynı şekilde hayatı boyunca sakin olmuş biri, cinnet geçiren birini anlayamaz.
Bu düşüncede sadece bir istisna vardır. Bir adam düşünün ki biri hariç tüm mavi tonlarını görmüş olsun. Bu düşünceye göre tüm mavi tonlarını yanyana gördüğünde tanımadığı mavi tonu yerinde bir boşluk görmesi gerekir. Ancak, böyle bir olay gerçekleşmez.
Peki bir izlenimden nasıl bir düşünceye sahip oluruz? Bunu yapabilmemizin nedeni zihnin yetileridir. Hume'a göre bunu yapmamızı sağlayan üç zihin yetisi vardır. Bunlar; birleştirme, aktarma, azaltma ya da arttırmadır. Bu yetileri kullanarak her şeyi düşünebiliriz. Aklın düşünemediği sadece bir şey vardır. Bu da çelişkidir.
Hume'a göre Tanrı düşüncesi de böyle oluşmuştur. Bilgi kavramı arttırılarak sonsuz bilgi düşüncesine ulaşılmıştır. Yine insanlardaki ölüm fikrinin tersi alınarak sonsuzluk fikrine ulaşılmıştır.
Tüm düşünceler arasında bir bağlantı ilkesi bulunmaktadır. Bu bağlantı ilkeleri; benzerlik, bitişiklik ve nedenselliktir. Diğer bağlantılar bu üç bağlantının birleşimleridir.
Hume insan aklını ikiye ayırır: Düşünce ilişkileri ve olgu şeyleri. Düşünce ilişkileri, insan aklının kolayca anlayabildiği kesin şeylerdir. Bunların karşıtları bir çelişki yaratır. Buna örnek olarak matematik ya da geometri verilebilir. 3+5 = 6+2 önermesini ele alırsak, bunun doğruluk bariz bir şekilde görülmektedir. Ancak bunun tersi düşünülemez, çelişki doğurur. Bunlar evrende bulunmazlar. Ancak olgu şeyleri böyle değildir. Bir kesinlik barındırmazlar ve tersleri mümkündür. Örneğin, ''yarın sabah güneş doğacak'' cümlesini düşünelim. Bu cümle doğru da yanlış da olabilir. Mesela bugün Dünya yörüngesinden çıkar ve yarın güneş doğmaz. Olgu şeyleri evrende bulunmaktadır.
Olgu şeyleri nedensellik ilke üzerine kuruludur. Peki bu neden-sonuç ilişkisi nereden gelir? Bu ilişki bizde doğuştan bulunmaz. Bu ilişkiyi deneyimlerimizden kazanırız. 'Yarın güneş doğacak' örneğine geri dönersek, bunun deneyimden geldiğini görebiliriz. Bu zamana kadar her sabah güneş doğmuştur ve bizler bu deneyimden yola çıkarak yarın güneşin doğacağını söyleriz. Bu deneyimler bizde bir süre sonra bir alışkanlığa dönüşür. Bu yüzdendir ki deneyimden kazandığımız şeyleri aklın zorunluluğu gibi görürüz. Mesela bir topu elimizden bıraktığımızda yere düşeceğini düşündüğümüzde bunun aklımızın bir düşüncesi olduğunu düşünebiliriz. Ancak bu deneyimlerimizden gelen bir nedensellik ilişkisidir ve kesinliği yoktur.
Yani fizik, biyoloji gibi doğa bilimleri içerisinde kesinlik içermez. Bunlar deneyimlerimizin sonucu oluşmuş bilgilerdir. Peki matematik ve geometri gibi kesin ilişkiler kullanılarak doğa bilimlerinin belirsizliği kaldırılabilir mi? Bu sorunun cevabı hayır. Matematiği kullanarak doğa bilimleri için yasalar oluşturabilir ve onları mükemmelleştirebiliriz; ancak belirsizliğini kaldıramayız.
Hume'a göre bizler yalnızca hareketleri ve olayları gözlemleyebiliriz. Ancak bunların esas sebeplerini göremeyiz. Örneğin bir topun hareketini gözlemleyebiliriz; ancak onun yerçekiminin, ağırlığının nereden geldiğini söyleyemeyiz. İşte bu insan aklının sınırıdır.
Son olarak inanç meselesine geliyoruz. (Burada kastettiğim Tanrı inancı gibi bir inanç değil, gördüklerimize inanç gibi) Bazı düşünceler diğerlerine göre daha kuvvetlidir. Bu kuvvetli düşüncelere inanç eşlik etmektedir. İnanç, tekrarın bir sonucudur. Örneğin, bahçemizde bir kelebek görsek bunu hiç yadırgamayız. Çünkü daha önce birçok kez bahçemizde kelebek görmüşüzdür ve bu bizim için doğal bir durumdur. Ancak bahçemizde bir deve görsek buna inanmakta zorluk çekeriz. Çünkü bu alışık olduğumuz bir durum değildir.
Kitabın genel özetini bu şekilde verebiliriz. Hume bu kitapta doğa bilimlerini deneyimlerden geldiğini söylemiş ve insan aklının sınırını çizmiştir. Metafiziksel düşüncelere bir eleştiri getirmiştir.
(#270728, 03/04/2010 19:22)
Uzun bir aradan sonra bir eser adayı yazarak dönecek olan vampire. Şu an yazmaktayım kendisini. Bekleyiniz efenim. Çok yakında geliyor bir eser adayı.
(#270720, 03/04/2010 18:55)
Bir Tekken karakteridir. Bana göre tekken serisinin en iyi giyinen ve en karizma karakteridir. Ablası Nina Williams ile arasında bir rekabet mevcuttur. Hatta ölümcül bir rekabet denilebilir buna (ablaya bazuka ile saldırmak yeterince ölümcül). Bir de hikayeye göre Nina'nın aksine erkeklerden gelen ilgiye oldukça açıktır kendisi. Kendisi şöyle biridir:
(#264609, 24/01/2010 00:24)
Aslında maya takvimi olarak bilinen şey uzun sayımdır. Şöyle ki; mayalar iki takvimi aynı anda kullanırdılar. Bunun dışında da bir uzun sayımları vardı. Bu uzun sayım tarih belirlemek amacıyla kullanılırdı. Şimdi takvimleri kısaca açıklarsak:
1) Tzolkin
Mayaların dini takvimidir. Aynı zamanda bir ay takvimidir. 20 günlük 13 periyottan oluşur ve 260 gündür.
Gün isimleri şunlardır: Imix, Ik, Akbal, Kan, Chicchan, Cimi, Manik, Lamat, Muluc, Oc, Chuen, Eb, Ben, Ix, Men, Cib, Caban, Eznab, Cauac, Ahau
2) Haab
Mayaların günlük takvimi olan bir güneş takvimidir. 20 günden oluşan 18 aydan ve fazladan 5 günden oluşur. Toplamda 365 gündür.
3) Uzun sayım
Mayaların tarihi belirlemek amacıyla kullandıkları sistemdir. Yaklaşık olarak 5125 yıllık bir periyottur. Başlangıcı 13 baktun, 4 ahau, 8 cumku adlı gündür. Bugün kullandığımız takvimde milattan önce 12 ağustos 3113 tarihine tekabül etmektedir. Eğer -3113 tarihine 5125 yılı eklersek 2012 tarihine ulaşırız. Yani uzun sayımın bitiş tarihi 2012'dir. Bu tarih kimilerine göre dünyanın sonu, kimilerine göre yeni bir çağın başlangıcıdır. Ama bana sorarsanız sadece uzun sayımın bitişidir.
Kaynak:
http://www.louisg.net/C_maya.htm
Kaynağı incelemek isteyenlere:
http://translate.google.com/#
(#264556, 23/01/2010 12:14)
insanları düzeltmek gibi bir alışkanlığı olan, empire state building hayranı, evleneceği kadın ve sahip olacağı çocukların hayalini kuran ve mosbylemek fiilinin çıkmasını sağlamış olan mimar how i met your mother karakteri.
(#252298, 04/09/2009 14:37)
yeni vampir hoş gelmiş, bol bol sefalar getirmiş.
(#252133, 03/09/2009 11:06)